4 Temmuz 2007 Çarşamba

Evrim teorisi


yaşamı ve çeşitliliği en mantıklı şekilde açıklayan teori.. konu hakkında pek bir şey bilmeyen insanların ve elbette ki evrim karşıtlarının "ispatlanmamış bile, sadece bir teori" şeklindeki savunmaları komiktir. sanırım teori kavramını hipotez kavramı ile karıştırmaktadırlar.

evrimi destekleyen pek çok kanıt olmakla beraber, evrimin olmadığını gösteren bir kanıt yoktur. bu durumda bilimsel düşünen bir kişinin teoriye inanması kadar doğal bir şey olamaz. elbette ki inanç sistemleri, teoriyle çeliştikleri için insanların evrim karşıtı olma sebepleri arasında en büyük yüzdeyi oluşturur. inanç sistemleri, dogmatik ve değişmez bir gerçek olarak çoğu insana çocukluklarından itibaren empoze edilir. henüz soyut düşünemeyen çocuk bu bilgileri sindirir ve soyut düşünebilmeye başladığında da "bu böyledir" mantığı gelişir, sorgulamaz, düşünmez, devekuşu gibi toprağa gömer başını. dolayısıyla bu tarz, inanç sistemlerine ters düşen teoriler, düşünceler hiç düşünmeden reddedilir. veya üzerinde düşünülüğüne ve saçma geldiğine inanılır, ancak bu bahane bulma mekanizmasından başka bir şey de değildir. çünkü çocukluktan beri kabul edilmiş ve içselletirilmiş bir şey vardır, o da dindir, kurallardır, günah-sevaptır, cennettir-cehennemdir, sırat köprüsüdür.. işte bu kavramlardan doğal seçilime, eşeysel seçilime, mutasyona, galapagos adalarına, dnaların tüm canlılarda ortak oluşuna gelindiğinde, bu kavramlar içselleştirilemez.
bu kadar çok evrim karşıtı olmasının en büyük sebebi budur. ha, ben "evrimi saçma bulan bir insan olamaz" mı diyorum, hayır. demek istediğim, "evrimi saçma buluyorum" demenin arkasındaki sebep, genellikle içselleştirilmiş dinsel kavramlardır. saçma bulmak, inanmamak için bir bahanedir. ya da "bütün inananlar sorgusuz sualsiz inanmışlardır" mı diyorum, hayır. yukarıdan böyle bir anlam da çıktığı için açıklamam gerekiyor ki, inananların çok azı düşünerek, sorgulayarak, mantıksal olarak anlam vererek ve anlayarak inanırlar. bu kişilere saygı duymaktan başka yapılacak bir şey yok tabii ki. ancak büyük bir çoğunluk yukarıda bahsettiğim gibi sorgusuz sualsiz inanmışlardır, bu onlara bu şekilde empoze edilmiştir, "kur'an'da yazıyorsa böyledir" şeklinde bir mantık-ya da mantıksızlık- ileri sürerler. elbette ki bu tarz kişilerin de teoriye inanması beklenemez.

teori dinleri reddeder çünkü insan 'yaratılmamıştır' ya da topraktan da oluşmamıştır. teoriye göre insan, milyonlarca yıllık bir süreç içinde canlıların türleşmesi sonucu oluşmuş, biyolojik olarak 'homo' adı verilen bir türdür. insan bedeninin, özellikle beyninin karmaşıklığı ve mükemmelliği hakkında bir şeyler bilen birinin de aslında evrime inanması kolay olmayabilir. çünkü "bu kadar mükemmel ve karmaşık bir şey nasıl olur da tek bir hücrenin evrimiyle oluşur" şeklinde sorular sorması olasıdır. bu soruların bilimsel bir yanıtı ve evrim hakkında kapsamlı bir kitap için: (bkz: kör saatçi).

bir de teorinin, ateistlerin en büyük savunması olduğu fikri yaygındır. ancak bu yanlıştır. evrim tanrı'yı yadsımaz, evrenin oluşumu evrimin konusu değildir.

önemli nokta var ki, evrim karşıtlarının "maymundan mı geldik biz şimdi" şeklinde bir kaygıları vardır ve bu kaygı genellikle dalga geçmeye dönüşür. "maymun" zaten üzerinde bir çok geyik çevrilen bir kelimedir(bkz: maymun olmak) (bkz: maymun etmek) (bkz: maymun götü gibi). burada esas olan insanın maymundan gelmediğidir. maymun ve insan, ortak bir atadan evrilerek farklılaşmışlardır. ancak bu bilgi gene de, maymundan olmasa da bir 'hayvan'dan geliyor olma fikrini kabullenemeyen insanlar için bir şey değiştiremeyecektir. hayvandan geliyor olmak nedense insanlar için aşağılayıcı bir durum olmuştur. bunun muhtemel bir sebebi olarak, insanlardaki kibirlilik, her şeyden üstün olma düşüncesi -saplantısı mı demeliyim acaba- gösterilebilir. dinlerde de böyledir bu, her şeyin insan için yaratıldığı(ironiye bakınız lütfen, koskoca bir evren, milyarlarca hücre, tek bir tür için, tek bir 'şey' için), insanın her türlü canlıdan üstün olduğu yazar kutsal kitaplarda. bu üstün olma sebebi olarak da irade gösterilir. insanlarda olup da 'hayvan'larda olmayan tek şey; irade. irade soyut bir şeydir, hayvanlarda olmadığı kanıtlanmamıştır, bu konuda bilimsel araştırmalar sürüyor(bkz: hayvanların sessiz dünyası). konuşamayan bir canlının 'iradesi'ni gösterebilmesi, bunun gözlemlenebilmesi ne kadar mümkün olabilir ki.. ve ayrıca; eğer bu irade denen şey, kimyasal ve biyolojik olarak dünyanın sonunun gelmesinde tek etken sebebin insan olmasıysa, herkesin yaşamasına yetecek kadar büyük bir habitat varken, kendi türünü ideolojik sebepler yüzünden yok etmekse, o zaman eyvallah, insan gerçekten de büyük bir şeymiş valla.

hakkında yeteri kadar bilgiye sahip olmayanlar tarafından, nedense hep bir şekilde maymun hayvanıyla özdeşleştirilir. evrim deyince akıllarına maymun geliyor, 'insan maymundan mı gelmiş, hatta balıktan mı gelmiş, bi balığa bak, bi insana bak olacak şey mi' şeklinde basit ve algılayabildikleri zaman çerçevesinde düşünüyorlar çünkü. sanıyorlar ki birkaç yüzyıl içinde balık birdenbire insan oluvermiş. e böyle sanan herkese çocuk masalı gibi gelir bu teori tabii..
evrim biyolojik bir süreçtir. bu süreç, insan algısının dışında bir zaman kavramını içerir. evrim, en karmaşık canlılardan, tek hücreli canlılara kadar giden ve yasamın başlangıcını açıklayan bir süreçtir. aman ha, 'yaşam'ın baslangıcı diyorum, evrenin, dünyanin degil.. sonra "evrim tanrı'yı reddeder" yanilgısı başlıyor insanlarda bu kez. günah keçisi bu teori ne de olsa..

medeniyet kurabilmek şans değil, doğal seçilimin bir sonucudur. doğal seçilim hiçbir zaman şansa olmaz, rastgele olmaz. rastgele olan mutasyondur. hayvanlar arasında da hiyerarşik yapı vardır, alanı sahiplenme vardır, bu da onların medeniyetidir. insanlığın medeniyeti dil kullanabilme ve akıl yürütebilme sonucu oluşmuştur. hayvanların medeniyeti içgüdüseldir, insan denen hayvanın medeniyeti ise dilsel ve akılsaldır. bu ikisini karşılaştırmak nasıl bir dilin ve aklın ürünüdür anlamak mümkün değildir.

bütün canlıların yapıtaşının dna olması bile anlayana en büyük kanıttır. o 4 molekülden, dünya yüzeyinde sayılamayacak kadar tür oluştu. insan ve şempanze genlerinin %99'unun ortak olduğu kanıtlanmış bir gerçek. insan çattadanak yaratılıp yeryüzüne düştüyse, bu ortaklık, bu benzerlik nedir? nedendir? elbette bu sorunun olası cevapları tartışma yaratacaktır ama mantık çerçevesinden bakıldığında ve bilimsel kanıtlar göz önüne alındığında cevap biraz barizmiş gibi duruyor.

kanıtları arasında insan yavrusunun refleksleri de sayılabilir. özellikle yakalama refleksi, yeni doğan bir bebekte çok kuvvetlidir. bebeğin avucuna parmağınızı değdirirseniz parmağınızı sıkı sıkı yakalar. ama bu refleks hiçbir işe yaramaz. çünkü zaten bebek hareketlenmeye başladığında kaybolan bir reflekstir. ancak şempanze yavrularında bu refleksin hayat kurtarıcı olduğu gözlenmiştir. çünkü ağaçtan aşağı düşmemek için dallara tutunmak zorundadırlar bunu da yakalama refleksi sayesinde yapabilirler. insan ve şempanzenin kalıtımsal mirasının yüzde 98,76 oranında örtüştüğü göz önüne alınırsa, insan yavrularında bu refleksin allah vergisi olmadığı anlaşılır. hele ki bir işlevi olmadığı da düşünülürse.

2004 - 2006

1 yorum:

filozof dedi ki...

inanıyormusun?