4 Temmuz 2007 Çarşamba

Geçmiş üzerine

Bireysel olarak geçmişime çok bağlı, ama toplumsal anlamda insanların ırklarının geçmişiyle yargılanmaması gerektiğine inanan biriyim. Biraz ironik. Kendi bireysel geçmişimde yaşadığım bazı şeyler, en ufak bir şeyde yeniden yaşanıyormuşçasına çıkıyorlar saklandıkları yerlerden…Çok düşünüyorum geçmişimi, özlüyorum genellikle.

Ama toplumsal, tarihsel geçmiş dendiği zaman, insanların bilmemkaç kuşak atalarının yaptıklarından sorumlu tutulmalarını anlayamıyorum. Yahudi soykırımı sebebiyle, bir yahudinin şu anda, günümüzde bir almandan nefret etmesini ve onu suçlamasını, özür beklemesini anlamıyorum mesela. Geçmişimizden sorumluyuz. Ama yalnızca bireysel geçmişimizden. Annemizin yaptıkları bile bizden bağımsızdır. Kaldı ki yıllar öncesinde, şahit bile olamadığımız olaylardan sorumlu tutulmak, suçlanmak kadar saçma bir şey olamaz.

Zaman belki gerçekten bir döngüdür, belki de hep ileri giden düz bir çizgi. Bilemem. Herhalde benim için düz bir çizgi ki, geçip giden güzel zamanlarım için sadece hüzünleniyorum. O kadar geçmişe dönük biriyim ki, “şimdi”de yaşadığım çok basit çok ufak bir şey bile beni geçmişte yapılmış bir şeye, söylenmiş bir söze, dinlenmiş bir şarkıya, bir bakışa, götürebiliyor bir anda. Geri de getirmiyor, uzun bir süre orda kalıyorum. Sanki tekrardan yaşıyormuşum gibi, yaşayabilirmişim gibi o anı. Geçmiş beni rahatsız ediyor. Çünkü sürekli hüzün veriyor. Gerçekten de omuzda bir yük gibi, tamamen unutulması gereken bir şey gibi geliyor bazen. Kimi zamanlar çok istedim Eternal Sunshine of the Spotless Mind’daki hafıza sildirme işleminin gerçekten yapılabilmesini günümüzde. Ama her defasında “yok” dedim sonunda, kıyamam ki anılarıma. Geçmişime bu denli bağlı, hatta kimi zaman tabir-i caizse geçmişinden beslenen biri olarak nasıl yapayım zaten?

Geçmiş kavramıyla ilgili sorunlarım var. Geçmiş kaybolmuyor, yaşananlar bir yerlerde birikiyor gibi geliyor. Bir şekilde ulaşmanın yollarını mı arıyorum ne?

Hiç yorum yok: