Munch bu resim için günlüğüne şöyle yazmıştır: "iki arkadaşımla güneşin batışında yürüyordum. aniden gökyüzü kahverengiye dönüştü, durakladım, hissizleştim ve bir parmaklık üzerine dayandım. kentin ve mavi fiyordun üzerinde ateşin dili ve kan vardı. arkadaşlarım yürümeye devam ettiler, ben ise orada korkuyla titreyerek kalakaldım ve doğanın içinden gelen sonsuz çığlığı duydum.." resimdeki dalgalanmalara bakıldığı zaman sanki o çığlıklar duyulabiliyor, renklerde yüksek ses yüzünden dalgalanmalar oluşmuş, resim hareketli gibi gözüküyor. çığlık son derece ürkütücü.. bu resim beni karamsarlaştırıyor. bu çığlık doğanın insanda yansıyan çığlığı.. bir şeyden korkunca atılan bir çığlık değil, taa içerilerden gelen, ruhun çığlığı bu. insanın yalnızlığını, çaresizliğini, korkusunu anlatan bir çığlık.. insan olarak geldiğimiz, durduğumuz noktayı fark edenlerin çığlığı.. fark etmeyenlerse hâlâ kendilerini dünyanın merkezi sanıyorlar, her şeyin onlar için ‘yaratıldığını’ ve her şeyi kullanmaya, azaltmaya, kirletmeye, bozmaya hakları olduğunu düşünüyorlar. çünkü onlar ‘insan’ı bu evrenin en değerli varlığı olarak bahşediyor.. doğaya hükmettiğimizi, doğayı doğadan çaldığımızı ve dünyayı yavaş yavaş yok ettiğimizin farkına varan ve bunun anlamsızlığını savunanların çığlığı bu..
2005

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder